26/2/2006 - Maddenin Ardındaki Sır..Bölüm 3
ALGILAYAN KİM? Buraya
kadar anlaşılacağı gibi, içinde yaşadığımızı sandığımız ve "dış dünya"
adını verdiğimiz maddesel dünyanın aslında beynimizde oluştuğuna kuşku
yoktur. Ama asıl önemli soru burada ortaya çıkar: Bildiğimiz bütün
maddesel varlıklar gerçekte birer algı ise, o halde beynimiz nedir?
Beynimiz de kolumuz, bacağımız ya da başka herhangi bir nesne gibi
maddesel dünyanın bir parçası olduğuna göre, o da diğer maddeler gibi
bir algı olmalıdır. Rüya ile ilgili bir
örnek konuyu daha iyi açıklayacaktır. Şimdiye kadar olan anlatımımıza
uygun olarak beynimizin içinde bir rüya seyrettiğimizi düşünelim.
Rüyada hayali bir bedenimiz olacaktır. Hayali bir kolumuz, hayali bir
gövdemiz, hayali bir gözümüz ve de hayali bir beynimiz. Rüya sırasında
bize "nerede görüyorsun?" gibi bir soru gelse vereceğimiz cevap
"beynimde görüyorum" olacaktır. Ama ortada gerçek bir beyin yoktur.
Sadece hayali bir vücut, hayali bir kafatası ve hayali bir beyin
vardır. Rüyanızdaki görüntüyü gören irade ise, rüyadaki hayali beyin
değil, ondan daha "ötede" olan bir varlıktır. Rüyadaki
ortamla gerçek hayat dediğimiz ortam arasında herhangi bir fiziksel
fark olmadığını biliyoruz. Öyleyse, bize gerçek hayat dediğimiz
ortamda, "nerede görüyorsun?" sorusu sorulduğunda da üstteki örnekteki
gibi "beynimde" cevabını vermenin bir anlamı yoktur. Her iki durumda da
gören ve algılayan irade, bir et parçası niteliğindeki beyin değildir. Beyni
analiz ettiğimizde karşımıza, diğer canlı organlarda da bulunan protein
ve yağ molekülleri gibi moleküllerden daha farklı bir malzeme çıkmaz.
Yani beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri seyrederek
yorumlayacak, bilinci oluşturacak, kısacası "ben" dediğimiz şeyi
yaratabilecek bir şey yoktur. R.L.Gregory beynin içinde görüntünün algılanması ile ilgili insanların düştükleri bir yanılgıyı şöyle dile getirmektedir: Gözlerin
beyinde resimler oluşturduğunu söylemeye yönelik bir eğilim söz
konusudur, fakat bundan kaçınmak gerekir. Beyinde bir resim oluştuğu
söylenirse bunu görmesi için içte bir göz daha olması gerekir -fakat bu
gözün resmini görebilmek için bir göze daha ihtiyaç olacaktır,... ve bu
da sonsuz bir göz ve resim olması anlamına gelir. Bu mümkün olamaz Maddeden
başka bir varlığı kabul etmeyen materyalistlerin içinden çıkamadıkları
asıl nokta burasıdır: Gören, gördüğünü algılayan ve tepki veren "içteki
göz" kime aittir? Karl Pribram da bilim ve felsefe dünyasında, algıyı
hissedenin kim olduğu ile ilgili bu önemli arayışa dikkat çekmiştir: Yunanlılardan
beri, filozoflar "makinenin içindeki hayalet", "küçük insanın içindeki
küçük insan", vb. üzerine düşünüp durmuşlardı. Ben" -beyni kullanan
varlık- nerededir? Asıl bilmeyi gerçekleştiren kim? Assisi'li Aziz
Francis'in de söylemiş olduğu gibi: "Aradığımız şey bakanın ne olduğudur Şimdi
şunu düşünün: Elinizdeki kitap, içinde oturduğunuz oda, kısaca
önünüzdeki bütün görüntüler beyninizin içinde görülmektedir. Peki bu
görüntüleri atomlar mı görüyor? Hem de kör, sağır, bilinçsiz atomlar...
Neden atomların bir kısmı bu özellikleri kazanmış da, diğerleri
kazanamamış?... Düşünmemiz, kavramamız, hatırlamamız, sevinmemiz,
üzülmemiz, bütün bunlar bu atomların arasındaki kimyasal
reaksiyonlardan mı ibaret? Bu soruları dikkatle düşündüğümüzde,
atomlarda irade aramanın bir anlamı olmadığını görürüz. Açıktır ki,
gören, işiten ve hisseden varlık, madde ötesinde bir varlıktır. Bu
varlık "canlı"dır ve ne madde, ne de görüntü değildir. Bu varlık vücut
görüntümüzü kullanarak önündeki algılarla muhatap olur. İşte bu varlık "ruh"tur. "Maddesel
dünya" dediğimiz algılar bütünü, işte bu ruh tarafından seyredilen bir
hayaldir. Nasıl rüyamızda sahip olduğumuz bedenimizin ve rüyamızda
gördüğümüz maddesel dünyanın bir gerçekliği yoksa, içinde yaşadığımız
evrenin ve sahip olduğumuz bedenin de maddesel bir gerçekliği yoktur. Gerçek
olan varlık, ruhtur. Madde ise, sadece ruhun gördüğü algılardan
ibarettir. Bu satırları yazan ve okuyan akıllı varlıklar, birer atom ve
molekül yığını -ve bunların arasındaki kimyasal reaksiyonlar- değil,
birer "ruh"tur. Gerçek Mutlak Varlık Tüm
bu gerçekler, bizi çok önemli bir soruyla daha karşı karşıya getirir:
Madem maddesel dünya olarak tanıdığımız şey gerçekte ruhumuzun gördüğü
algılardan ibarettir, o halde bu algıların kaynağı nedir?... Bu soruya
cevap verirken dikkat edilmesi gereken gerçek şudur; maddenin kendi
başına bağımsız bir varlığı yoktur. Madde bir algı olduğuna göre,
"yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka güç tarafından yapılması,
daha açık bir ifadeyle yaratılması gerekir. Hem de sürekli olarak. Eğer
sürekli bir yaratma olmazsa, madde dediğimiz algılar da yok olur
giderler. Bu, bir televizyon ekranında görüntünün devam edebilmesi
için, yayının da sürekli devam etmesi gibidir. Peki
kim bizim ruhumuza yıldızları, dünyayı, bitkileri, insanları,
bedenimizi ve gördüğümüz diğer herşeyi sürekli olarak
seyrettirmektedir? Çok açıktır ki,
içinde yaşadığımız tüm maddesel evreni, yani algılar bütününü yaratan
ve sürekli yaratmaya devam eden üstün bir Yaratıcı vardır. Bu Yaratıcı,
bu denli görkemli bir yaratılış sergilediğine göre de, sonsuz bir güç
ve bilgi sahibidir. Nitekim o Yaratıcı,
bize Kendisi'ni tanıtır. Yarattığı algılar evreni içinde bir de kitap
yaratmıştır ve bu kitap yoluyla bize Kendisi'ni, evreni ve bizim neden
var olduğumuzu anlatır. Bölüm 1
dede belirttiğimiz gibi, insanların çoğu, Allah'ın gücünü
kavrayamadıklarından, O'nu göklerde bir yerlerde bulunan ve dünya
işlerine müdahale etmeyen bir varlık olarak düşünürler. Bu mantığın
temeli, evrenin bir maddeler bütünü olduğu, Allah'ın ise bu maddelerin
"dışında" bir yerlerde bulunduğu şeklindedir. Beyin,
protein ve yağ moleküllerinden oluşan bir hücreler yığınıdır. Nöron
(yukarıda sağda) adı verilen sinir hücrelerinden oluşmuştur. Bilinci
oluşturan elbette nöronlar değildir. Nöronların yapısını
incelediğimizde karşımıza çıkan ise atomlardır. (yukarıda solda)
Kuşkusuz şuursuz atomların da şuur meydana getirmesi mümkün değildir.
Beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri izleyecek, bilinci
oluşturacak, kısacası "ben" dediğimiz şeyi yaratabilecek bir güç yoktur. Saygı ile..
|